
Yazın hava kararınca gökyüzü çok güzel bir renge bürünür ya; pembenin sadece bulutların yanına ödünç verdiği tonudur hani...Sıradan bir anarenk olan sarı bile aşık eder adamı kendine...
Odamın penceresinden dışarı baktığımda gördüğüm buydu; onu görmeden hemen önce.Bir şey gördüm aslında iki senedir orada duran.Görmedim aslında ama izleniyormuşum hissine kapıldım.Hani insana bir anda gelir ya öyle bir şey.Bana baktığını hissettim.Benim onu daha önce farkedemeyişimime alınmamıştı ama kendini öyle bir gösterdi ki , ben farkedemeyişimden utandım.Güneşin , altın yanında halt etmiş tabirini akılma getirten sarısını almış arkasına ya da içine tamamiyle yaymış , benimle karşısındakinin kendisini çok sevdiği için titrediğini bilen , hafif şımarmış , hafif gururlanmış ve hafif aşk tatmış genç bir sarışın gibi cilveleştiğini hissettim.Öyle bir hissettim ki , neredeyse metafizik kuramları bırakıp , ruhumu temizle , beni kendinle paylaş ey dünyevi diye haykıracaktım dünyayı elli santimden seyrettiren penceremin başında.
Onda yaşamı gördüm.Bütün döngüyü tabi şöyle de olabilir : havanın nahoşluğu , hafif esen rüzgarın tatlılığı halisülasyon görmeme sebep olmuş olabilir.Ama inandım ben ona.Yaşam buymuş dedim.Bak özgür kalmış esir hissettiğim bu su , toprak , hava ve ateşten oluşmuş kürede.Tutsaydı elimi giderdim düşünmeden.Oturup yanında hala pencerenin başından aptal aptal dışarıya bakan bedenimle onunla beraber alay ederdim.Güzel olurdu...
Onda ölümü gördüm.Soğuk bir sıcaklığı olan ama insanı aldatıcı ışıkta can veren sineğe çeviren ölümü.Ölümün rengini söyliyim mi?Ölüm ana - ara renk dogmasının bittiği nokta.Çünkü bütün renkler ana.Çünkü bütün renkler ara.Huzurmuş!Peh!Ölüm sonsuz uyku , huzur.İki kere peh!Varsa bir ruhsal dünya nasıl anlatacaksın geri dönüp?Hemen hemen herkes cenazesinde sevdiklerinin kendi için ağladığını hayal eder ve bunda mutluluk bulur.Sevilme hissinin verdiği sarhoşluk durumu.İnkara gerek yok , sarhoş olmayı seven her insan ister kendine ağlanmasını.Sorun geri dönüp ağlama demekte de değil.Sorun ne bilmiyorum belki de konuşamamak.Duyup dilsizliği yaşamak.Belki sorun budur , bilemem.Ama bende bunları düşündürdü.Yaşamı ve ölümü gördüm onda.Yaşam hakkında bana bu kadar düşündürtmemesi garip.Belki en zayıf canlının bile bir şekilde yaşamayı becerebilmesindendir.Cazibesi yok.Ya da çok acayip.Neyse...Ben öümü gördüm.Off...Çok güzeldi.
O.Bana bu duyguları yaşatan oydu.O , heybetli , geniş , nereden baksan yedi sekiz metrelik Ağaç.Garip düşünüyorum datürünü bile çıkaramıyorum şuan.Botanik bilgim zayıftır.Belgesellerde falan hep çiçek , böcek programlarında kanalı değiştirirdim.Hayvanlar daha çekici gelirdi.Ama en gelişmiş hayvan bile bana o türünü bile bilmediğim ağacın verdiği etkiyi vermedi.Bırak ölümü , kimse bana yaşamı bile öğretememişti.Onu bile kendi çabamızla görmeye çalışıyoruz.
He bu arada o ağacın bir dövmesini yaptırmayı düşündüm sırtıma.Hiç de o kadar çekici gelmedi hayali.Belki o renklerin sao oluşundandır.Küük bir tüpe sığamayacak kadar akışkan.Hıh.
Bir daha o ağacı penceremden kırk metre ötede görebileceğimi sanmıyorum.Onunla ben şuan yanyanayız ama birbirimizi göremiyoruz.Ama şunu biliyorum ki onunla ben yanyana durmuş birbrimizin boş kalan bedenlerine bakıp katıla katıla gülüyoruz.Gözlerin boş bakıyor , yaprakların o kadar da canlı değil.
Ama...Off be...Çok güzeldi...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder